18 Mart 2016 Cuma

kelimelere küsmüşüm,insanlara küsmüşüm falan filan derken tuşlara sert dokunma cesaretinde bulunamayan parmaklarımla başbaşayım.
yine bir hayatımı çamaşır makinesine atma isteğiyle karşı karşıyayım. karışan adımlarımdaki,karışan cümlelerim,kurup bozulan rengarenk çocukluk legoları gibi,çoğu kişininse elinde kocaman ego balonları zıplayarak gökyüzüne uçmayı beklemekteler.
taviz verme zamanaşımı,tahammül kritik seviyede
dünya iyisi ruhların ruhlarına taktıkları maskeler,çünki herkese göre kendi dünya iyisi,pamuk şekeri.
şekerine,başkalarının mutluluk şekerleri düşmedikçe,hiçbiri gerçek birer pamuk şekeri olamayacak.
peki ya farkındalık?
7 yaşında kurduğum 'niye bu kadar farkındayım dünyayı?' cümlesindeki farkındalıkla eşdeğer midir benzer tümleçli şimdiki cümlelerim?
usulca yaklaşmıştım o minik kızın yanına,farketmiştim o da benim kadar mutsuz,mor desenli karanlık gökyüzüne bakıp benzer şeyleri hissetmiştik,mavi önlüklerimiz içindeki omuzlarımız usulca birbirimize değerken,yalnız değilmişiz bak demiştik bu dünyada. o gün anladım,acının bana has olmadığını,çalan zille,haftanın son dersine başlamak için sıralarımıza dönerken,öğretmenimizin öğreteceğinden daha çok şey öğretmiştik birbirimize.
peki ya sonrası?

keşke bu kadar olgun olmasaydım demekle geçti ömrüm.ilk kendi mutluluğunu düşünen birine dönüşüvermek istedim her gece sonu.

neyse ki,biraz biraz öğretti hayat,biraz kendini düşün dedi,biraz
mutsuzluktan ölürken bir gece,biraz da kendini mutlu et dememle,her şey birdenbire değişiverdi
insanlar da

Hiç yorum yok: